|
Namazın
Şartları
Namazın geçerli olması için bazı şartların ve rükünlerin
bulunması gereklidir.
Şart, sözlükte alâmet demektir. Bir terim olarak şart;
varlığı kendisinin varlığına bağlı bulunan, fakat onun gerçek
varlığından ve mâhiyetinden ayrı olan şeydir. Rükün ise,
sözlükte; en kuvvetli taraf demektir. Bir terim olarak rükün;
bir şeyin varlığı kendisine bağlı bulunan ve o şeyin esas unsur
ve parçalarını teşkil eden esaslardır. Şer'i hüküm olarak şart
ve rükne farz vasfı verilir. Bunların her ikisi de farzdır. Bu
yüzden bazı fakihler bu konuya "namazın farzları" başlığını
koymuşlardır.
Namazın farz olmasının şartları vardır. Bunlar müslüman olmak, büluğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç
tanedir.
Namazın farzları on ikidir. Bunlardan altısı daha namaza
başlamadan bulunması gereken farzlar olup şunlardır:
1) Hadesten temizlenme
2) Necasetten temizlenme,
3) Avret yerini örtmek,
4) Kıbleye yönelmek,
5) Vakit,
6) Niyet.
Bunlara, "namazın şartları" denir.
Diğer altısı da namaza başladıktan sonra bulunması gereken
farzlar olup şunlardır:
1) İftitah tekbiri,
2) Kıyam,
3) Kıraat,
4) Rükû,
5) Sücûd,
6) Son oturuşta "et-Tehiyyâtü"yü okuyacak kadar bir süre
oturmak.
Bunlara da "namazın rükünleri" denir. Bunlardan başka
ta'dîl-i erkân ve namazdan kendi isteği ile çıkmak gibi başka
rükünler de vardır. İleride bunları açıklayacağız.
Burada, önce namazın şartları üzerinde duracağız:
1) Hadesten Temizlenme:
Abdestsizlik, cünüplük, hayız veya lohusa hallerinde bulunmaya "hades
hâli" denir. Abdestsizlik küçük hades, diğerleri büyük hadestir.
Küçük veya büyük hadeslerden temizlenmek abdest almak, yıkanmak
veya teyemmüm etmekle olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman
edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerle
birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızın bir bölümünü meshedin.
Topuklarla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın) Eğer cünüp iseniz
iyice temizlenin " (el-Maide, 5/6).
Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Abdest bozan kimse,
abdest almadıkça Allah Teâlâ sizden birinizin namazını kabul
etmez" Allah Teâlâ temizlenilmeksizin hiç bir namazı kabul
etmez"
Farz, vacib, sünnet veya nâfile tam namaz veya tilâvet yahut
şükür secdesi gibi eksik namaz için hadesten temizlenmiş olmak
şarttır. Abdestsiz kılınacak bir namaz sahih olmaz.
Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest bozulsa, namaz da
bozulmuş olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden
birisi, namazda yellendiği zaman, namazdan ayrılıp abdest alsın
ve namazını iade etsin " (Ebû Dâvûd, Tahâre, 81, Salât, 187;
Tirmizî, Raciâ, 12).
Hadesten temizlenme, namazın diğer şartları gibi sıhhat
şartlarındandır.
2) Necasetten Temizlenme:
Namazdan önce bedende, elbisede veya namaz kılınacak yerde
bulunan pisliği temizlemek gerekir. Bu temizlik namazın geçerli
olması için ön şarttır. Elbisede ve namaz kılınan yerde, ayak,
el ve dizler ile sağlam görüşe göre alnın konulacağı yerde dört
gramdan (1 miskal) fazla insan dışkısı gibi katı yahut avuç
içinden daha geniş alana yayılan insan sidiği veya şarap gibi
sıvı pisliğin bulunması namazın sıhhatine engel teşkil eder. Eti
yenen hayvanların veya atların sidiği ve dışkısı ise bulaştığı
bedenin veya elbisenin dörtte bir bölümünden az miktarı namaza
engel olmaz, affedilmiş sayılır. Bundan fazlasını ise,
temizlemeye güç yetince namazın sıhhatine engel olur.
Allah Teâlâ; "Elbiseni temizle" (el-Müddessir, 74/4)
buyurmuştur. İbn Sîrin, bu temizlemenin elbisedeki pisliğin su
ile temizlemek olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber Fâtıma binti
Ebî Hubeyş (r.anhâ)'nın özür kanının (istihâza) hükmünü sorması
üzerine şu cevabı vermiştir:
"Bu, kanama yapan bir damardır. Ay başı değildir. Âdet zamanın
geldiğinde, namazı bırak. Âdetin kadar bir süre geçtikten sonra
kanını yıka, guslet ve namaz kıl" .
Mescidin içinde küçük abdest bozan bedevî için Resulullah
(s.a.s);
"Bu bedevinin işediği yere kova ile su dökün " buyurmuştur.
Yukarıdaki ayet elbiseyi temizlemenin, ilk hadis bedeni, ikinci
hadis ise namaz kılınacak yeri temizlemenin farz olduğuna
delâlet eder.
3) Avret Yerini Örtmek:
Avret sözlükte; eksiklik, kusur, düşmanın sızmasından korkulan
zayıf mevzi, örtülmesi gereken yer ve kadın gibi anlamlara
gelir. Şer'î bir terim olarak; bakılması haram olup, örtülmesi
farı bulunan uzuvlara "avret yeri" denir. Hanefîlere göre,
insanların huzurunda avret yerinin örtülmesi icma ile farzdır.
Sağlam olan görüşe göre, tenhada örtmek de farzdır. Bir kimse
karanlık bir evde bile olsa, temiz elbisesi bulunduğu halde
çıplak olarak namaz kılsa, bu namaz sahih olmaz (İbn Âbidîn,
a.g.e., I, 375).
Yıkanma, tabiî ihtiyaç, taharetlenme gibi ihtiyaçlar dışında,
tenha bir yerde de bulunulsa, namazda veya namaz dışında avret
yerlerinin örtülmesi farzdır. Bunun delili Kitap ve Sünnettir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey Âdemoğulları! Her mescide
gelişinizde güzel elbiselerinizi giyerek gelin" (el-A'râf,
7/31). İbn Abbas (r.a)'a göre; bundan kastedilen namazda giyilen
temiz elbiselerdir.
Hz. Peygamber şöyle buyurur:
"Allah Teâlâ büluğa ermiş kadının namazını başörtüsüz kabul
etmez" Ey Esma! Kadın büluğ çağına ulaşınca, onun şu ve şu
uzuvlarından başkasının görünmesi helâl ve caiz olmaz". Hz.
Peygamber bu sözleri söylerken, elleri ile yüzünü işaret
etmişti"
Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları; göbekleri altından
dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam görüşe göre diz
kapağı da uyluktan olup avret yeri sayılır. Delil, Hz.
Peygamber'in şu hadisidir: "Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz
kapağı arasıdır", "Göbeğinden aşağısı diz kapaklarını geçinceye
kadar olan kısımdır". Başka bir delil de Darekutnî'den rivayet
edilen, Diz kapağı avret yerlerindendir" anlamındaki zayıf
hadistir.
Hür kadınların yüzleriyle ellerinden başka, sarkan saçları dahil
bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namazda, ne
de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir.
Ayakları konusunda ise görüş ayrılığı vardır. Daha sağlam
görülen görüşe göre, ayakları da avret değildir. Çünkü ayaklarla
yolda yürüme zarûreti vardır. Özellikle bunları örtmek yoksullar
için güçtür. Başka bir görüşe göre, bir kadının namazı, ayağının
dörtte biri nisbetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir
görüşe göre ise, ayakları namaza göre avret yeri sayılmazsa da
namaz dışında avret yeri sayılır. Bu görüş ayrılığından
kurtulmak için ayakların örtülmesi daha uygun görülmüştür.
Sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile kulakları ve
salıverilmiş saçları da avrettir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Kadınlar, kendiliğinden görünen dışında, ziynetlerini
göstermesinler" (en-Nûr, 24/31). Bundan kastedilen
ziynetlerin takıldığı yerlerdir. Kadının kendiliğinden görünen
yerleri ise elleri ile yüzdür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî,
Radâ', 18). Diğer yandan Allah elçisi, Esmâ (r.anhâ)'ya büluğ
çağından sonra el ile yüz ve avuçlarına işaret ederek, bu
yerlerin dışındaki kısımların örtülmesini bildirmiştir . Hz.
Âişe'den nakledilen; "Allah Teâlâ büluğ çağına ulaşan kadının
namazını başörtüsüz kabul etmez" hadisi de, saçları örtünme
kapsamına almaktadır.
Müstehcen avret yerleri olan ön ve arka uzuvlar ile hafif avret
yeri sayılan, bu iki yer dışındaki uzuvlardan birinin tamamı
veya en az dörtte biri açık bulunur ve bu durum kasıtsız olarak
iki rükün eda edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Çünkü bir
şeyin dörtte biri tamamı hükmündedir.
Cildin rengini gösterecek derecede ince olan elbise ile avret
yeri örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin rengini belli edecek
şekilde bulunan, dolayısıyla derinin beyazlığı veya kırmızılığı
belli olan elbise ile namaz sahih olmaz. Çünkü bununla örtünme
gerçekleşmemektedir. Eğer elbise kalın olmakla birlikte uzvu
belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa bu, zemmedilmiş olmakla
birlikte namaz sahih olur. Çünkü bundan kaçınmak mümkün
değildir.
4) Kıbleye Yönelmek:
Namazı kıbleye doğru yönelerek kılmak şarttır. Mekke döneminde
ve Medine döneminin ilk günlerinde müslümanların kıblesi
Kudüsteki Mescid-i Aksa idi. Medine döneminde inen şu ayet-i
kerime ilk kıble, Mekke'deki Ka'be-i Muazzama'ya çevrildi:
"Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de olduğunuz yerde,
yüzünüzü onun tarafına döndürünüz" (el-Bakara" 2/144). Kâbe,
Mekke'deki bilinen binadan ibaret değildir. Ancak bu binanın
yerini ifade eder. Nitekim bu kutsal yerin göklere kadar üst
tarafı ve toprağın derinliklerine kadar alt tarafı kıble
yönüdür. Bu yüzden Kâbe-i Muazzamanın yanında veya içinde
bulunanlar, bunun herhangi bir tarafına yönelerek namazlarını
kılabilirler. Cemaatle namazda imamın önüne geçmemek şartıyla,
cemaat Kâbe'nin çevresinde halka olur ve hepsi imamla birlikte
namaz kılarlar.
Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke fethedildiği gün, Kâbe'ye bir
kere girip içinde namaz kıldığı nakledilir. Abdullah b. Ömer,
Bilâl (r.a)'e, Allah elçisinin Kâbe'ye girdiği zaman namaz kılıp
kılmadığını sormuş, Bilâl şu cevabı vermiştir: "Evet Kâbe'ye
girince sol taraftaki iki direk arasında namaz kıldıktan sonra
çıktı ve Kâbe'nin yönüne doğru iki rek'at namaz kıldı" (Buhârî,
Salât, 30; Nesâî, Menâsik, 127; Dârimî, Menâsik, 43; Ahmed İbn
Hanbel, II, 75, III, 410, VI, 12, 13, 14).
Kâbe-i Muazzamadan uzakta bulunanların tam Kâbe'ye yönelerek
namaz kılmaları farz değildir, Kâbe tarafına yönelmeleri farz
olup, bu yeterlidir .Hz. Peygamber (s.a.s); "Doğu ile batı orası
kıbledir"' buyurmuştur. Eğer kıblede Kâbe'nin kendisine isabet
ettirmek farz olsaydı, bir mescidde uzun bir safın sadece
Kâbe'nin hizasına rastlayan kısımdaki cemaatin namazlarının
sahih olması, diğerlerinin ise sahih olmaması gerekirdi.
5) Vakit:
Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitr, teravih ve bayram
namazları için vakit şarttır. Farz namazlar; sabah, öğle,
ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da
öğle namazı yerine geçer. Namazın yükümlüye gerekli olması ve
kılındığında da geçerli sayılması kendisine bağlı olan "namaz
vakitleri"ni bilmeyi gerektirir. Bu vakitler Kitap ve Sünnetle
belirlenmiştir:
Sabah Namazının Vakti: İkinci fecrin doğmasından güneşin
doğmasına kadar olan süre, sabah namazının vaktidir. İkinci
fecir; sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan bir
aydınlıktan ibarettir. Bununla sabah vakti girmiş, yatsı
namazının vakti çıkmış ve oruç tutacaklar için bu ibadet
başlamış olur. Bu yüzden buna "fecr-i sadık" denir. Bunun
karşıtı, birinci fecirdir. Bu, doğu ufkunun ortasında yükseklere
doğru, iki tarafı karanlık ve uzunlamasına bir hat şeklinde
yayılan bir beyazlıktır. Bu beyazlık kısa bir süre sonra
kaybolur ve kendisini bir karanlık izler. Bundan sonra ikinci
fecir doğar. Bu birinci fecre, sabahın gerçekten girdiğini
göstermemesi ve yalancı bir aydınlık olması yüzünden "fecr-i
kâzib" adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne
yatsı namazı çıkmış ve ne de sabah namazı vakti girmiş olmaz.
Oruç tutacakların bu süre içinde yiyip içmeleri de caizdir.
Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Fecir (şafak) iki
tanedir. Birincisi yemeyi içmeyi haram kılan ve kendisinde namaz
kılmayı helal kılan fecirdir. İkincisi ise, sabah namazını
kılmak caiz olmayan, fakat yemek içmek helal olan fecr-i
kâzibtir" (es-San'ânî, Sübülüs-Selâm, 2. baskı, t.y., I,115).
"Sabah namazının vakti ikinci fecrin doğmasından, güneşin
doğuşuna kadardır"
Öğle Namazının Vakti:Öğle vakti, güneşin gökyüzünde çıktığı en
yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle başlar ve her şeyin
gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder. Cisimlerin,
güneş tam tepe noktada iken yere düşen gölgesi (fey-i zeval),
bunun dışındadır. Öğlenin bu vaktine "asr-ı evvel" denir. Bu,
Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in
görüşüdür. Ebû Hanîfe'ye göre ise, öğlenin vakti, fey-i zeval
dışında, cisimlerin gölgesi, iki misli uzayıncaya kadar devam
eder. Bununla öğle namazı vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş
olur. Buna "asr-ı sânî" denir.
Hac farizasını yerine getirmek için dünyanın her tarafından
Mekke ye gelen müslümanlar, namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya
özen gösterirler.
Cisimlerin gölgesinin mislini hesaplamada, zeval vaktinde bu
cisimlerin sahip oldukları gölge, uzunluğu itibar etmede uzayan
gölgeye ilâve edilir.
Çoğunluk fakihlerin delili şu hadistir: Cebrail aleyhisselâm, Hz.
Peygamber'e namaz vakitlerini öğretirken, ikinci gün her şeyin
gölgesi bir misli olduğu zaman öğle namazını kıldırmıştır
Ebû Hanîfe'nin delili ise, Hz. Peygamber'in şu hadisidir: "Öğle
namazını hava serinlediği zaman kılınız. Çünkü öğle vaktindeki
sıcaklığın şiddeti, cehennemin sıcaklığını andırır" Arabistan
yöresinde sıcağın en şiddetli olduğu zaman, her şeyin gölgesinin
bir misli olduğu zamandır. Bu yüzden öğleyi yazın serine
bırakmak (ibrâd) müstehap sayılmıştır.
Cuma namazının vakti de, tam öğle namazının vakti gibidir.
İkindi Namazının Vakti : Vakti: İkindi vakti, öğle vaktinin
çıktığı andan itibaren başlar ve güneşin batması ile son bulur.
İkindi vakti; çoğunluk müctehidlere göre, her şeyin gölgesinin
bir misli, Ebû Hanîfe'ye göre ise, iki misli olduğu andan
itibaren başlar ve ittifakla güneşin battığı zamana kadar devam
eder. Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Güneş
batmadan önce, ikindi namazından bir rekata yetişen kimse,
ikindi namazına yetişmiştir"
Çoğunluk müctehidlere göre, ikindi namazını güneşin sararma
vaktine kadar geciktirmek mekruhtur. Çünkü Resulullah (s.a.s)
şöyle buyurmuştur: "Bu vakitte kılınan namaz münafıkların
namazıdır. Münafık oturup güneşi bekler. Güneş şeytanın iki
boynuzu arasına girdiği (batmaya yüz tuttuğu) zaman, çabuk
olarak ikindiyi dört rekat kılar, Allah'ı çok az anar"
İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Kur'an-ı Kerim'de sözü
edilen "orta namaz", ikindi namazıdır. Delil, Hz. Âişe (r.anhâ)'nin
naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber (s.a.s); "Namazlara devam
edin, orta namaza da devam edin" (el-Bakara, 2/238) ayetini
okudu. "orta namaz ise ikindi namazıdır" buyurdu (Ebû Dâvûd
Salât, 5; İbn Hanbel, V, 8; İbn Kesîr, Muhtasaru Tefsirî İbn
Kesîr. thk. M. Ali es-Sâbûnî, Beyrut 1981, I, 218). İkindi
namazına "orta namaz" denmesi iki adet geceye ait, iki adet de
gündüze ait namazın arasında bulunması yüzündendir.
Akşam Namazının Vakti: Akşam namazının vakti, güneş yuvarlağının
tam olarak batmasıyla başlar ve şafağın kaybolması ile sona
erer. Ebû Hanîfe'ye göre, şafak, akşamleyin batı ufkundaki
kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktır. Ebû Yusuf, İmam
Muhammed ve Hanefiler dışındaki diğer üç mezhep ile Ebû
Hanîfe'den başka bir rivayete göre ise şafak, ufukta meydana
gelen kızıllıktan ibarettir. Bu kızıllık gidince, akşam
namazının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer'in; "Şafak,
ufuktaki kırmızılıktır" (es-San'ânî, Sûbûtüs-Selâm, I, 106)
sözüdür. Hanefilerde fetvaya esas olan görüş Ebû Yusuf ve İmam
Muhammed'in görüşüdür.
Yatsı Namazının Vakti: Yatsının vakti, kırmızı şafağın
kaybolduğu andan itibaren başlar ve ikinci fecrin doğmasına
kadar devam eder. İkinci fecir doğunca yatsının vakti çıkmış
olur. Delil, İbn Ömer (r.a)'den rivayet edilen şu hadistir:
"Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca namaz kılmak farz olur"
(es-Sanânî, a.g.e., I,114). Başka bir delil, Ebû Katade
hadisidir: "Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, diğer
namazın vakti gelinceye kadar namazı kılmayandadır" (Müslim,
Mesâcid, 311).
Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmek müstehaptır.
Gecenin yarısına kadar geciktirmek mübah, bir özür bulunmadıkça
ikinci fecre kadar geciktirmek ise mekruhtur. Çünkü bu durumda
namazı kaçırmaktan korkulur.
Vitir namazının vaktinin başlangıcı, yatsı namazından sonradır.
Vitrin sonu ise, ikinci fecrin doğmasından biraz önceye
kadardır.
Vitir namazını, uyanacağından emin olmayan kimse için uyumadan
önce kılmak, uyanacağından emin olan kimse için ise, gecenin
sonuna kadar geciktirmek daha faziletlidir.
Teravih namazının vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı
namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder.
Teravih, vitir namazından önce de, sonra da kılınabilir. Ancak
yatsı namazı kılınmadan önce teravih namazı kılınsa, iadesi
gerekir. Bayram namazlarının vakti, güneş doğup, kerahet vakti
çıktıktan sonra başlar, güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya
çıkışına (istivâ) kadar devam eder. Ramazan bayramı namazı, bir
özür sebebiyle birinci gün istivâ zamanından önce kılınamazsa,
ikinci gün istivâ zamanına kadar kılınır, artık özür bulunmasa
da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise, bir özür
sebebiyle, birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır. İkinci
gün de bir özür sebebiyle kılınamazsa üçüncü gün istivâ zamanına
kadar kılınır. Bu namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci
veya üçüncü güne bırakmak ise çirkin bir ameldir. Bu bayram
namazları, istivâ zamanından veya zeval vaktinden sonra ise hiç
bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir (namaz vakitleri
için bk. İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 151-160; İbn Âbidîn,
Reddül-Muhtâr, I, 321-342; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 59-62; eş-Şîrâzî,
el-Mûhezzeb, I, 51-54; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 370-395; ez-Zühaylî,
a.g.e., I, 506 vd.).
6) Kutuplarda Namaz Vakitleri:
Bu konuda iki görüş vardır:
a. Vakit, namazın bir şartı olduğu gibi, farz olmasının
da sebebidir. Bu yüzden bir yerde, namaz vakitlerinden bir veya
ikisi gerçekleşmezse, o vakitlere ait namazlar, o yer halkına
farz olmamış olur.
Meselâ, bazı yerlerde, yılın bir mevsiminde daha akşam namazının
vakti çıkmadan sabahın ikinci fecri doğarak sabah namazının
vakti girmektedir. Artık bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş
olur. Bu konuda, abdest organlarından bir veya ikisini kaybeden
kimsenin bu organları yıkama yükümlülüğünün düşmesine kıyas
yapılarak namazın da düşeceğine fetva verilmiştir.
b. Araştırmacı bazı fakihlere göre, bu gibi yerlerdeki
müslümanlar da beş vakit namazla yükümlüdürler. Bulundukları
yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti gerçekleşmezse, o
namazı kaza olarak kılarlar veya o beldeye en yakın olup, beş
vakit namazların vakitleri tam olarak gerçekleşen beldenin
vakitlerine göre, takdir ederek namazları edaya çalışırlar. Her
ne kadar vakit, namazın bir şartı ve bir sebebi ise de, namazın
asıl sebebi Allah'ın emri oluşudur. Bu yüzden bütün müslümanlar,
bu beş vakit namazı kılmakla yükümlüdürler.
İmam Şâfiî'nin görüşü de bu şekilde olup, ihtiyata uygun olan da
budur.
Güneşin uzun süre doğmadığı veya batmadığı kutup bölgeleri ve
yakınlarında da yukarıdaki esaslara göre amel edilir. Bu gibi
yerlerde yaşayan müslümanların, oruç ve zekâtları konusunda da
bu şekilde bir takdir uygun düşer (İki namazı bir vakitte kılmak
için bk. "Cem'i Takdim ve Cem'i Tehir" mad.).
Şamil İslam Ansiklopedisi |
|