Hz. Muhammed'in (S.A.V) Hayatı (571-632)
Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında
Peygamber oldu. 23 yıllık
Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâtı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (610-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda,
Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı, "
Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve "
Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir.
Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.
Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, târihbaşı olarak,
Peygamberliğin (Nübüvvetin)
l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri"
olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde
Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esâs almışlardır.
Bu kitapta da aynı usûle uyulacaktır.
Birinci Kısım
Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberlikten Önceki Hayatı
" Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
1-
Hz. Muhammed (s.a.s)'in Çocukluk Dönemi
1- Doğumu:
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan
sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi
gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları
Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların
takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası",
Peygamberimiz (s.a.s.)'in
doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18) Abdülmuttalib, torununun
doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"
Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (
Muhammed,
üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de
Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19)
İslâm târihçileri,
Peygamberimiz (s.a.s.)'in
doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini
naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki
sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde
bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye)
gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları
taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya
görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten
O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür
ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.
2-Soyu (Nesebi)
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in
babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı
Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan,
annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç
batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz,
Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar
kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların
sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.)
Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte
Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek
intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda
içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim",
buyurmuştur.(22) Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle
anlatılmıştır. "Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i,
İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi,
Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle
buyurmuştur:
"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine
naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama
gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye
seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât
etmiş ve orada defnedilmişti.
Peygamberimiz (s.a.s.)'e,
babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi
Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)
3-Hz. Muhammed (s.a.s) Süt Anne Yanında
Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü
yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe
tarafından emzirildi.(27) Fakat
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in
devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme
oldu. Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan
çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde
çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça
öğreniyorlardı.
Hz. Muhammed
(s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim
bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta
tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket
getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt
kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)
Hz.Muhammed
(s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima
ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım"
diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)
Hz. Muhammed
(s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört
yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm
târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana
geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi
endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını
naklederler.(30)
4-Medine Ziyareti
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört
yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve
ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de
bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü
Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları
Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23
mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan
babasından yetim kalmış olan
Hz. Muhammed (s.a.s.)
altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı
ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp
uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek, Ben de öleceğim, fakat
buna gam yemem, Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..."
anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32) Annesinin
ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi
Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı.
Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden
Hz. Muhammed (s.a.s.)
Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)
Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde
Rasûlullah (s.a.s.)
Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.
Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)
Bir Gece
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî
Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.
Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, şer–i mübîni,
Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beşeriyyet...
Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Mehmed Âkif ERSOY
(18) Siyer ve İslâm Târihi müellifleri,
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda
genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda
birleşememişlerdir.
Rasûlüllah (s.a.s.)
1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü
öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6)
Sahih hadislerde,
Peygamber (s.a.s.)
Efendimizin 63
yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298,
Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671) Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz.
Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu.
(Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır'lı
Muhammed Felekî Paşa, yaptığı
hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının
7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit etmiştir.
Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre,
Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek,
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571
pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet
1/191). (19)
Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "
Muhammed" ve "
Ahmed"dir.
Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40,
Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.
Fetih Sûresinde bu ism–i şerif, ayrıca "
Rasûlüllah"
olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise: "Meryem oğlu İsâ:
Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı tasdik
edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir
peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir
peygemberiyim demişti..." buyrulmuştur. Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "
Ahmed" adında bir
peygamberin geleceğini
müjdelediği bildirilmektedir. Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen
İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde
kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından
verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün
olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin
14. babı'nın 26 âyeti şöyledir: "Baba'dan size göndereceğim
"Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o
şehâdet edecektir." Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin
Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in eski Arapça tercemelerinde bu
kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir
kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden
kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır.
İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de
olsalar, Hz. İsâ ile
Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında
bilinen bir
peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği "Tesellici" veya "Faraklit"
Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)
Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber
(s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha
vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Bana âit beş yüce isim vardır. Ben
Muhammed ve
Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle
edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan
haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü
peygamberlerin sonuyum.
(Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827,
Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz. Tecrid
Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)
(20)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in
Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah,
Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey,
Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs,
Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2)
Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre...
Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da
birleşmektedir.
II- Hz. Muhammed (s.a.s)'in Gençlik Dönemi
1- Ebu Talib'in Himayesi
Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede
Rasûlullah (s.a.s.)
amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur. Ebû
Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve
âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni
Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.
2-Seyahatleri
a) Şam Seyâhati
Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle
uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için
kervanlarla, yazın Şam'a, kışın Yemen'e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de
diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam'a
giderken,
Hz. Muhammed (s.a.s.)'e
amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi.
Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O'nu da kafileyle beraberinde
götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı. Şam'ın 90 km. kadar
güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada "Bahîra" adında bir
Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği
halde,
Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir
ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle,
Hz Muhammed (s.a.s.)'in
simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti. O'nunla konuştu. Sorular sordu.
Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk
için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib'e:
-"Bu çocuk son
Peygamber olacaktır.
Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler
vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam'a
götürmeyiniz..."dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam'a gitmekten
vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)
Son
Peygamberin geleceği ve
O'nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil'de bildirilmişti. Bu sebeple,
Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve vasıflarını
biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi
Abdullah İbn Selâm'ın "Tevrat'ta
Hz. Muhammed
(s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)'ın sıfatları vardır" dediğini, "Kütüb-i
Sitte" denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi'nin
es-Sünen'inde rivâyet edilmiştir."(35)
Gülünç Bir İddiâ
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12
yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı
Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek
istemişler,
Peygamberimiz (s.a.s.)'in
bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir. Bu iddia
son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm
gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında
öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi
tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü
önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı.
Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nın sözleri" demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların "teslis" (üçlü tanrı sistemi)
inancını tamâmen reddetmiş "Tevhid inancını" getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.
b) Yemen SeyâhatiHz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.(36)
3- Ficar Savaşına KatılmasıMüslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna "Ficâr Savaşı" denirdi. Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi
haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(37)
4-Hilfu'l Fudul Cemiyetinde ÜyeliğiUzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke'de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu. Vâil oğlu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen'li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine
Peygamberimiz (s.a.s.)'in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde toplandılar."Mekke'de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe" karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkını Âs'tan alıp geri verdiler. Mekke'de âsâyişi yoluna koydular. Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız..."(38) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine "Hılfu'l-fudûl" (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple "Hılfu'l-fudûl" denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını
Peygamberliğinden sonra: "İslâm'da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim", sözleriyle ifâde etmiştir.(39)
III- Hz. Muhammed (s.a.s)'in Evlilik Dönemi1- Ticaret HayatıBütün Mekke'liler gibi
Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "
el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece
Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.
2- Hz. Hatice İle EvlenmesiKureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı
Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmiştir.
Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle
Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat
Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da,
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40) Üç ay kadar sonra,
Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü.
Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda
Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41) Nikâh,
Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından
Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen,
Hz. Peygamber (s.a.s.) ile
Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir.
Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi. Evlenmelerinden sonra,
Hz. Muhammed (s.a.s.),
Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular.
Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı.
Peygamberliğinden önce olduğu gibi,
Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.
Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.
3- Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ÇocuklarıPeygamberimiz (s.a.s.)'in
Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan
Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma,
Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44) Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb,
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra,
Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi. En küçük kızı Fâtıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz.
Fâtıma ile devâm etmiştir.
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki
yaşına girmeden ölmüştür.
4- Kabe'nin Tamirinde Hakemliği (605 M.)Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan
Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler,
Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre"Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan
Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, "
el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..." diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.
Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı
yere kadar taşıdılar.
Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47) Bu olay,
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de
göstermektedir. Bu esnâda
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.
Kâbe'nin tâmirinde
Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü.
Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48)
Etiketler :
ramazan ,
ramazan hakkında ,
ramazan özel ,
peygamber ,
peygamber efendimiz ,
peygamber efendimizin hayatı ,
Hz.muhammedin hayatı ,
hz.muhammedin çocukluk dönemi ,
resulullah ,
resulullahın hayatı ,
peygamber efendimiz hakkında ,
hz.muhammed hakkında ,
hz.muhammedin gençliği ,